MÜFTÜ RECEP ŞAHAN: “ÂHİRET HASAT YERİDİR” - DİN GÖREVLİLERİ TOPLANTISI MESCİD-İ AKSA CAMİİ’NDE YAPILDI - 10 ÖĞRENCİYE “HAFIZLIK BELGESİ” VERİLDİ - İL MÜFTÜSÜ AYDIN İLÇE MÜFTÜSÜ ŞAHAN’I ZİYARET ETTİ - MEVLİD-İ NEBİ HAFTASI KUTLANIYOR -
BERAT KANDİLİ VE FAZİLETİ

BERAT KANDİLİ VE FAZİLETİ

30 Nisan 2018 Pazartesi günü akşamı (Salı gecesi) Berat Kandili…

Allah’ü Teâlâ’nın rahmet ve mağfiretinin bol bol tecelli ettiği mübarek geceleri teker teker idrak ediyoruz.

Bu akşam da, Rabbimizin bizler için sunmuş olduğu mübarek bir geceye, günahların bolca bağışlandığı, affın sağanak sağanak yağdığı Berat gecesine kavuşmuş olmanın sevincini yaşıyoruz.

Bizleri bu geceye eriştiren Rabbimize şükrediyoruz. Sevgili Peygamberimize, O’nun Ehli Beyt’ine ve Ashabına salat ve selamlarımızı gönderiyoruz.

Üç ayların ikincisi Şaban ayının onbeşinci gecesi, üç ayların da tam ortasında bulunan Berat Kandili aynı zamanda Ramazan’ın da müjdecisidir.

Berat; “Günahlardan kurtulma, mânen temize çıkma, ilâhî af ve rahmete ulaşma” demektir. Berat gecesi; duâ ve isteklerin kabul edildiği, günahların bağışlandığı önemli bir gecedir.

İşledikleri hata, kusur ve günahlarını itiraf edip Cenâb-ı Hakk’a tövbe ve istiğfarda bulunan Müslümanların ilâhî rahmete nail olup affedileceklerinin umulduğu gece olması hasebiyle bu geceye “Günahlardan Kurtuluş Gecesi” anlamına gelen “Berat Kandili” denilmiştir.

Yollardaki işaretler gibi; hayatımızda ki belirli günler, kandiller ve bayramlar mânevî hayatımızda önemli dönüm noktalarıdır. Kandiller ve benzeri geceler; îman, ibadet ve düşünce hayatımız bakımından kendimizi yenilememiz, geçmişimizi muhâsebe etmemiz, geleceğimizi planlama ve ümitlerimizi tazelememiz için kaçınılmaz fırsatlardır.

Bu geceler; imanımızın kemâline, dünya ve âhiret saâdetine vesîledir. Bu gece münasebetiyle, içimizdeki mânevî duyguların sesine kulak vererek günahlarımıza tövbe etmeli, tüm Müslümanlar ve insanlık için Allah (cc)’a duâ ve niyazda bulunmalıyız.

Allah Resûlü (sas),  Şaban ayının yarısına denk gelen bu gecede; Allah (c.c) ‘a çok ibadet edilmesini,  gündüzünde ise oruç tutulmasını tavsiye etmiş ve o gece güneş batınca, Allah Teâlâ’nın dünyaya rahmetiyle tecelli ederek tâ fecre kadar; “Bağışlanmak dileyen yok mu, onu bağışlayayım! Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim! Belâya düçâr olan yok mu, ona afiyet vereyim!” buyurduğunu bizlere müjdelemiştir.

Allah Teâlâ, insanın özgür iradesi ile hatasından dönüp, kendisinden bağışlanma dilemesinden memnun kalmakta, böylesi gün ve gecelerde ibadet edip, tövbe ve istiğfarda bulunanları affedeceğini bildirmektedir.

Şunu unutmamak gerekir ki, her insan hata yapar; ancak hata yapanların en hayırlısı, yaptıkları hata ve günahlara pişmanlık duyarak, işledikleri günahları terk eden ve bir daha yapmamak üzere Allah’a söz vererek tövbe edenlerdir.

Kur-an-ı Kerim’de;

“De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” (Zümer : 53)

“Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!.” (Nur, 31)

“Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar…” buyrulmaktadır. (Tahrîm : 8)

Tövbe, kulun işlediği kötülük ve günahlara pişman olup, onları terk ederek Allah’a yönelmesi, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah’a sığınarak bağışlanmasını dilemesi demektir.

Tövbe, günahın ızdırabını duyarak pişmanlığını ortaya koyma irâdesidir. Tövbe, Rabbimize dönüştür.. bir tamir ve onarmadır.. günahla bozulan kalp sarayını ıslah etmektir.. gözyaşlarıyla gönül yurdunu yıkamadır.. huzura kabul edilme dilekçesidir.

Tövbe, kişinin o zamana kadar yapmış olduğu kötü­lüklerden vazgeçmesi, onlara son vermesi, onları işlediğine üzülmesi ve bir daha işlememeye kesin karar vermesidir.

Tövbe, insanın nefis ve şeytanın şerrinden ve aldatma­sından kaçıp, Yüce Allah’ın himayesine girmesidir. Tevbe, insanın mânevi kirlerden (günah­lardan) tiksinip rahatsız olması ve onlardan temizlenme ça­relerini araştırması demektir.

Tövbe, insanın kendisiyle hesaplaşması, nefsiyle yaka paça olması, sürekli kötülüklere açık olan kâbiliyetlerini hayra yöneltmesidir.

Kur’an-ı Kerim’de;

“Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin. Allah da sizi belirlenmiş bir süreye kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırsın, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek o dehşetli günün azabından korkarım.” (Hûd : 3)

“Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” buyurulur. (Nisâ : 17)

Tövbemizin makbul olması için;

– Günahı terk etmek,

– Yaptığına pişmanlık duymak,

– Bir daha işlememeye karar vermek gibi şartları da yerine getirmek gerekir.

Ayrıca başkalarının haklarına tecâvüz edenler, önce o kişilere haklarını iâde etmek suretiyle helâllik almalıdırlar. Çünkü burada kul hakkı söz konusudur ve onu affetme yetkisini Allah (c.c)  hak sahibine vermiştir.

İnsan tövbe sayesinde Allah (c.c) ‘a yönelip imanını kuvvetlendirerek yeniden hayata bağlanır, ümîdini ve yaşama isteğini devam ettirir.

Bu gecelerde günahların affedileceği müjdelemektedir.

Rasûlüllah (sas):

“Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri çevrilmez, muhakkak kabul olunur.”

Bunlar:

  1. Receb’in ilk Cuma gecesi, yani Regâib gecesi,

    2. Şaban ayının 15. gecesi, yani Berat gecesi,

    3. Cuma geceleri,

    4. Ramazan Bayramı Gecesi,

    5. Kurban Bayramı Gecesi

buyurmuştur.

İslâm, insanın günâh işlemesiyle sonuna kadar kötü kalacağını kabul etmez.

Hadis-i şerifte;

“Günahlarından tövbe eden günahı olmayan kimse gibidir.” buyurulur.

Günahlar sahibine zarar verdiği gibi topluma da zarar veren eylemlerdir.

Günah; Allah’ın emirlerine aykırı düşen, gönül dünyamızı kirleten, Allah’ın rızasını kazanmamıza engel teşkil eden davranış ve eylemlerdir. Günahlar kişiyi Allah’tan uzaklaştırır, cehenneme yaklaştırır. Günah, temiz fıtratın üzerine çalınmış bir kara lekedir. Günah, yalancı câzibesiyle bizi kendine çağıran şeytânî bir kılıktır. Mânevî düşüş, bozulma ve bozguna uğramadır. Fakat; düşülen yerden kalkılırsa yükselişe vesîledir. Günah, iç burkan bir durum fakat aynı zamanda teyakkuza sebeptir. Günah, insanlardan gizlemeye çalıştığımız bir fiildir. Günah, rahatsızlığını içimizde duya duya yaşadığımız haldir. Rahatsızlığı böyleyse, cezası nasıl olur? iyi düşünmek gerekir.

Hadis-i şerifte; “Günah, vicdanını tırmalayıp seni huzursuz eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir.” denilir.

Günahlar kalbin kararmasına ve kirlenmesine sebeptir. Kalplerin kirlenmesi, mânevî hastalığa mâruz kalmasıdır, tedavi edilmezse, insanı hüsrana götürür.

Kur’an-ı Kerim’de;

“Hayır! Doğrusu şudur ki, yapıp ettikleri kalplerini kaplayıp karartmıştır.” buyurulur. (Mutaffifîn : 14)

Hadis-i şerifte ise; “Kul bir günah işlediğinde, kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahından tevbe edip  uzaklaşırsa kalbi saydamlaşır. Eğer tevbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, o siyah nokta artar ve kalbi istila eder. İşte Yüce Allah’ın Kuran’da zikrettiği kalp kirlenmesi, budur” buyurulur.

Yine Kur’an-ı Kerim’de;

“Onların (münafıkların) kalbinde bir hastalık vardır, Allah da onların hastalıklarını daha ilerletti. Bu yalancılıkları, bu samimiyetsizlikleri sebebiyle bunlara gayet acı bir azap vardır.” buyurulur. (Bakara: 10)

Ayetin tefsirinde; münafıkların kalplerinde, Hz. Peygamber’in peygamberliği ve Kur’an’ın Allah’ın kelâmı olduğu hususunda şüphelerinin bulunması sebebiyle mânen hasta oldukları; Allah’ın Kur’an’la indirdiği yeni hükümler geldikçe de, onların bu şüphe hastalığının daha da artmaya başladığı ifade ediliyor. (Taberî, İbn Kesir)

Münafıkların bu şüphe ve tereddüt hastalığı, başka bir ayette ise şöyle ifade edilmiştir:

“Onlar, müminlerle kâfirler arasında bocalayıp dururlar. Ne onlara bağlanırlar ne de bunlara! Allah’ın şaşırttığı kimseye asla bir yol bulamazsın.” (Nisa, 143)

Ayet-i kerimede; her zaman tedirgin, istikrarsız, tereddütlü bir insan psikolojisini görüyoruz.

Bu anlamda denilebilir ki, îman hem nurdur hem kuvvettir. Hakikî îman kalbe kuvvet verir. Bu da insanın moral gücüne ve sağlığına katkı sağlar.

Merhum Akif’in dediği gibi;

“İmandır o cevher ki İlâhi ne büyüktür,

İmansız olan paslı yürek sînede yüktür”

Kalbin mânevi olarak güçlü ve istikâmet üzere olması, îman ve ibadetlerle (güzel, yararlı işler yapmakla) mümkündür.

İman, müminin duygu düşünce ve kanaatlerini şekillendir. Hakikî îmana sahip olan bir insanla, îman nîmetinden mahrum (kalbinde münafıklık alametleri bulunan ve inançsız) insanların duygu ve düşünceleri, dünya görüşü, kâinâta ve olaylara bakışı aynı değildir.

İslâm’a göre kişinin kurtuluşa erebilmesi için îman etmesi şarttır.

İman; Zarurat-ı Diniyye dediğimiz yani Peygamberimiz (sav)’in Allah tarafından haber verdiği kesin olarak bilinen şeylerin doğru olduğuna kesin bir şekilde içten ve yürekten inanmaktır.

İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, (yani kıyamete, cennete, cehenneme, hesaba, mizana), kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, tereddütsüz inanmaktır.

Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed (sav)’in O’nun kulu ve resûlü olduğuna şehâdet etmektir.

İmanın hakikati ve özü, kalbin tasdikidir. Kalbin tasdiki imanın değişmeyen aslî unsurudur.

Dolayısıyla; imanın şartlarını tamamen ezberleyerek saymak, aslâ yeterli olmaz. İman esaslarını, taklîdî değil; her zaman tereddütsüz, tahkîkî ve diri tutmak zorundayız.

İman, taklîdî düzeyde kalmamalı, tahkîkî dereceye ulaşmalı. Taklîdî iman; her hangi bir araştırmaya gerek duymadan, gördüğü, duyduğu yada çevrenin telkini ile oluşan inanma şeklidir. Bu îman geçerlidir ancak inkârcı ve sapık kimselerin ileri süreceği itirazlarla hemen sarsılabilir.

İman esaslarından her biri üzerinde, elden geldiğince düşünerek, araştırarak, bunları kendine mal ederek, yürekten tatmin olarak inanmak tahkîkî imandır.

Aslolan her Müslüman’ın tahkîkî imana sahip olması; neye, ne için ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır. Böyle bir imana sahip olan kimseyi şeytan yoldan çıkaramaz, inançsızlık şüpheleri karşısında sarsıntı duymaz. O nedenle îmânı; düşünme, araştırma, dînî ve aklî delillerle güçlendirmek gerekir. Bizden istenen de bu manada güçlü bir îmandır.

İmanın düşmanı çok ve bu düşmanlar süreli saldırı halindedir.

İmanın dört önemli düşmanı; şeytan, nefis, kötü arkadaş ve aldatıcı olan dünyadır…

Açıktan ve gizli işlenen günahları terketmek…

“Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka göreceklerdir.” (En’âm : 120)

Günahın açığı; kamuya açık yerde, herkesin gözü önünde işlenen günahlardır. Gizlisi de; riyâ, nifak, kibir, haset gibi kalpte/zihinde olup biten veya zina vb. insanların görmediği yerlerde işlenen günahlardır.

Allaha ortak koşmak, peygamberleri, dini ve ayetlerdeki hükümleri yalan saymak gibi bir kısım günahlar insanın dinden çıkmasına, kâfir olmasına sebep olur.

Kur-an-ı Kerim’de;

“… Kim inanmayı reddederse ameli kesinlikle boşa gider. O, âhirette de hüsrana uğrayanlardandır.” (Mâide : 5)

“Allah’ı ve resûlünü incitenleri Allah, dünyada ve âhirette lânetlemiş ve onlar için alçaltıcı bir cezâ hazırlamıştır.” (Ahzâb : 57)

“Hak etmedikleri halde mümin erkek ve mümin kadınları incitenler apaçık bir bühtan ve günah yüklenmiş olmaktadırlar.” buyurulur. (Ahzâb : 58) 

Allah’ı incitmek: Allaha ortak koşmak, emrine asi olmak, iman etmemek vb.

Peygamberi incitmek: sözlü ve fiili saldırıda bulunmak, yalan isnat etmek, alaya almak, emrine itaat etmemek vb.

Müminleri incitmek: fiili ve sözlü saldırıda bulunmak, iftira atmak, inanç, ibadet ve dini duygularını alaya almak, küçümsemek, hakaret etmek, can, mal, ve ırzlarına zarar vermek vb.

İbadetler ve özellikle namaz, insanda gerçek manada bir tövbe şuûru meydana getirir. Her ne kadar insan, günde beş defa kavlî olarak tövbe etmese bile, onun kılmış olduğu namazlar, fiilî bir tövbe yerine geçmektedir. Evet, namaz, hal diliyle yapılmış bir tövbedir.

Hadis-i şerifte; “Beş vakit namaz ve Cuma namazı diğer Cuma namazına kadar büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, aralarında işlenen küçük günahlara kefârettir.” buyrulur. (Müslim, Taharet, 14)

Ancak; küçük günahları önemsememek, bunlarda ısrar etmek, insanı büyük günahları işlemeye sevk eder ve günah işleme alışkanlığına neden olur.

“Küçük diye önemsenmeyen günahlardan sakının. Çünkü küçük günahlar bir insanda toplanır da sonunda onu helak eder” (Ahmed b. Hanbel)

Büyük günahlar; dünyada cezâ ve âhirette azap gerektiren günahlardır.

Allah’a ortak koşmak, Allah’a ve Peygambere karşı çıkmak ve onlara düşmanlık etmek. Ayetlerle, dini hüküm ve değerlerle alay etmek, insanları hak yoldan çıkarmak, insanları günah işlemeye teşvik etmek, günaha aracılık ve öncülük etmek, iman ve ibadet etmeye, dinin hükümlerinin uygulanmasına engel olmak, anne-babaya âsi olmak, riyakarlık (ikiyüzlülük), zulmetmek, zulme rızâ göstermek, insanlara iftira etmek, sıla-i râhîmi terk etmek, haksız kazanç, kamu malına zarar verme, ölçü ve tartıda hile yapmak, mirasta haksızlık yapmak, hak sahibine hakkını vermemek, yalan konuşmak, yalan yere şahitlik yapmak, yalan yere yemin etmek, insanlarla alay etmek ve lakap takmak, gıybet etmek, sü-i zanda bulunmak, kötü söz söylemek, nimete nankörlük etmek, helal ve haramlara riayet etmemek, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak/öldürmek, zina etmek, büyü yapmak, yetim malı yemek, iffetli ve namuslu kadınlara zina isnadında bulunmak, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek…

Günahın büyüklük ve küçüklüğü izâfîdir. Bir günah diğerine nispetle küçük veya daha büyük olabilir. Dolayısıyla; Allah’ın yasak ettiği her günah büyük günahtır. Allah’a isyan olan her şey büyük günahtır. Allah’ın cehennemle cezalandıracağı veya işleyene gazap ettiğini veya lânet ettiğini veya azap olduğunu bildirdiği her günah büyük günahtır.

İslam âlimleri; “Günâhın küçüklüğüne büyüklüğüne bakma, kime karşı suç işlediğine bak” demişlerdir. Allah’ı tanımaya ve  kulluğa engel olan, Allah ile kulun arasına perde olan her şey günâhtır.

Kur’an-ı Kerim’de;

“Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi değerli bir yere koyarız.” buyurulur. (Nisâ: 31)

Mümine düşen görev; imanını korumak, farzları, sünnetleri, haramları, helâlleri, küçük ve büyük bütün günahları öğrenmek, haram ve günahlardan kaçınmak, günahlarda ısrar etmemek ve bir günah işlediği vakit hemen tövbe etmektir. Çünkü işlenen günahlar insanı olumsuz yönde etkilemektedir.

Günah işlememeye karşı sabırlı olmalı

Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:

Sabır üç çeşittir:  Musibetlere sabır,  İbadetlere devamda sabır,  Günahlardan kaçınmada sabır.

Kur-an-ı Kerim’de;

“Onlar büyük günahlardan ve hayâsızlıklardan kaçınırlar, öfkelendiklerinde dahi bağışlarlar.” buyurulur. (Şûrâ : 37)

Günahlarımızı kıyamet gününe bırakmayalım. Tevbe ile kendimizi temizleyip Allah’u Zülcelal’in karşısına temiz olarak çıkalım.

Kur’an-ı Kerim’de;

“Artık kitap (amel defteri) ortaya konmuştur; suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, “Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!” dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.” buyurulur. (Kehf : 49)

Bizler biliyoruz ki, ömür sermayemiz her geçen gün bitmekte, buna karşılık günah yükümüz artmaktadır.

Berat gecesinin kutsiyetiyle yepyeni bir güne, taze bir hayata başlayabiliriz. Günahlarla kararan ömür dosyamızın yerine Berat’ın af ve merhametiyle başlayan yepyeni bir sayfa açabiliriz.

Bu mübarek gecede, tövbe-istiğfar ve dualarımızla, Allah’a yaklaşmaya ve kendimizi affettirmeye çalışalım. Gidişatımıza yön verelim. Yaratılış gayemiz olan ibadetlerimizi ihmal etmeyelim. Toplum ilişkilerimize önem verelim. Büyük mahkemeye kul hakkı ile düşmeyelim. Yarın bizler de ruhlar alemine, geçmişlerimiz arasına karışacağız. Bizden sonra gelenler bizleri ancak hizmetlerimizle, hatıralarımızla hatırlayacaklardır. Geride eserlerimiz, hizmetlerimiz kalsın. Vasıtamızla eserlerimiz yaşasın bu alemde.

Herkesi sevelim, kimseden incinmemek için kimseyi incitmeyelim. Gönüllere taht kuralım. Hakk’ın rızasına giden yola varalım. Berat gecesinde Beratımızı almaya çalışalım.

Ayrıca bol bol, düşünerek Kur’an okuyalım, kaza yada nafile (sevâbî) namaz kılalım, kendimiz için, ailemiz için, milletimiz için ve bütün insanlık için ellerimizi Yüce Rabbimize açıp dualar edelim.

Unutmayalım ki, insan hayata birkaç defa gelmez. Bu hayat, bu imtihan meydanına geliş de bir defa gidişte. Ve geri dönüşü de yoktur. Ne kazanacaksak bu gelişte, ne elde edeceksek şu andır.

Hangimizin elinde bir sene daha yaşayacağımıza dair bir garanti vardır? Ölümü belki de akıllarından bile geçirmeyen bir çok insan, bu geçen bir sene içinde dünya denilen yerden ahirete intikal etti. Bizler de biliyoruz ki, ömür sermayemiz her geçen gün bitmekte, buna karşılık günah yükümüz artmaktadır.

Hayatımızın muhasebesini yapalım. Allah’ın açık olan tövbe kapısına iltica edelim.

Allah’ın rahmeti yağan yağmurlar gibidir, ancak bu rahmet yağmurundan taşlar istifade edemez.

İslamiyet dünya ve ahiretimizi cennet etmek için gönderilmiş bir dindir. Dünyasını cennet edememiş bir mü’min, İslam’ı anlayamamıştır.

Cenab-ı Hakk cümlemize, bu manaların tefekkürü içinde yaşayıp kararlar vereceğimiz günler ve geceler nasip eylesin. İmana, İslam’a hizmetle kutsîleşen ömürler ihsan eylesin.

Mübarek Berat kandilinizi tebrik ediyor, İslam aleminin ve tüm insanlığın hidayet ve mağfiretine vesilesi olmasını diliyorum.

Selam ve dua ile…

Doğru Haber61

HABER BİLGİLERİ
Bu haber 28 Nisan 2018, 21:49 tarihinde Genel, Gündem, Kadın aile, Son Dakika, Yaşam, Yerel Haber kategorisinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Haber Kez Okunmuş..
PAYLAŞ
facebook Twitter Frienfeed Twitter Google
YORUM YAZIN
Benzer Haberler
MÜFTÜ RECEP ŞAHAN: “ÂHİRET HASAT YERİDİR”

MÜFTÜ RECEP ŞAHAN: “ÂHİRET HASAT YERİDİR...

MÜFTÜ RECEP ŞAHAN: “ÂHİRET HASAT YERİDİR” Vakfıkebir İlçe Müftüsü Recep Şahan, Yalıköy... [Devamı]
DİN GÖREVLİLERİ TOPLANTISI MESCİD-İ AKSA CAMİİ’NDE YAPILDI

DİN GÖREVLİLERİ TOPLANTISI MESCİD-İ AKSA...

DİN GÖREVLİLERİ TOPLANTISI MESCİD-İ AKSA CAMİİ’NDE YAPILDI Vakfıkebir İlçe Müftülüğü... [Devamı]
10 ÖĞRENCİYE “HAFIZLIK BELGESİ” VERİLDİ

10 ÖĞRENCİYE “HAFIZLIK BELGESİR...

10 ÖĞRENCİYE “HAFIZLIK BELGESİ” VERİLDİ Vakfıkebir Bölge Yatılı Kız Kur’an... [Devamı]
İL MÜFTÜSÜ AYDIN İLÇE MÜFTÜSÜ ŞAHAN’I ZİYARET ETTİ

İL MÜFTÜSÜ AYDIN İLÇE MÜFTÜSÜ ŞAHAN̵...

İL MÜFTÜSÜ AYDIN İLÇE MÜFTÜSÜ ŞAHAN’I ZİYARET ETTİ Trabzon İl Müftüsü Osman Aydın,... [Devamı]
MEVLİD-İ NEBİ HAFTASI KUTLANIYOR

MEVLİD-İ NEBİ HAFTASI KUTLANIYOR...

MEVLİD-İ NEBİ HAFTASI KUTLANIYOR Bu yılki ‘Mevlid-i Nebi Haftası’nın ana temasının... [Devamı]
MÜFTÜ ŞAHAN, KAYMAKAM YAKUTA’YI ZİYARET ETTİ

MÜFTÜ ŞAHAN, KAYMAKAM YAKUTA’YI Zİ...

MÜFTÜ ŞAHAN, KAYMAKAM YAKUTA’YI ZİYARET ETTİ Vakfıkebir İlçe Müftüsü Recep Şahan,... [Devamı]
ANAMI SON YOLCULUĞUNA UĞURLADIK!

ANAMI SON YOLCULUĞUNA UĞURLADIK!...

Video görüntüler için tıklayınız… ANAMI SON YOLCULUĞUNA UĞURLADIK! İstanbul’da... [Devamı]
Popüler Haberler


Anket
Haber Kalitemiz ve Yeniliklerimiz Sizce Nasıl ?
Gayet Güzel
İyi
Normal
İdare eder
Kötü
Yazarlarımız
Yorumlar